Başkasının hayatını yaşama; terkedemezsin, terkedilirsen de tüm hayatını kaybedersin.

Dünyada birbirine aynen benzeyen iki mandalina bulamazsınız. Tıpkı biz insanlar gibi. Evren o kadar çeşitli ki, binlerce çeşit canlıdan birbirinin aynısı olan iki tane bulamıyoruz. İkizler bile farklı. Ben de o mandalinalardan biriyim. Siz de mi? O halde yazın. Kendinizi bir mandalina olarak düşünün ve o şekilde yazın. Neler üretebileceğinize şaşıracaksınız. Sonra da bir insan olarak ne kadar güçlü olduğunuzu anlayacaksınız...

20.11.06

ATATÜRK DE İNSAN'DI

Ermeni tasarısı vs. gibi konular, ne zaman ilerleme yolunda bir adım atsak ayağımıza takılıyor. Dürüstçe ve cesaretle sorumluluğumuzu alarak ortaya çıksak ve bu konuları (bizim aleyhimize de olsa) kökünden halletsek, yüzleşsek, (varsa) hatalarımızı kabul etsek ve özgürleşsek güzel olmaz mı? Diğer insanlığın, bize saygısı daha çok artmaz mı?
“Devlet baba” deyip başımıza getirdiğimiz adamlara sorgusuz sualsiz yetki ve keyfi davranma izni verip kenara çekilirsek,
“kaderimiz buymuş” deyip başımızı kuma gömersek,
“allah korusun” deyip bundan sonra olmaması için çalışmak yerine, her işimiz gibi bunu da allaha havale dersek;
Sormazlar mı insana “sen neden yaşıyorsun ki?” diye.
Böyle yaşayan bir insanın, bir toplumun diğerleri gözünde değeri nedir sizce?
Dünya üzerinde gereksiz bir yer kapladığını düşünmezler mi o insanın veya toplumun?
Ve hatta dünyanın böyle güzel ve zengin bir bölgesine layık olmadığını düşünerek içerlemezler mi?
Almak istemezler mi onu elimizden?

Bu toprağa göz dikenlere hiç kızmayalım, biz buraya layık mıyız, hatta biz bu dünyanın kaynaklarını kullanacak kadar değerli miyiz, bunlara dönüp bir bakalım. Sonra gerekiyorsa AB’ye gidip “afra tafra” yaparız, “rest” çekeriz, o zaman bir anlamı olur, o zaman adamlar irkilir, yanlış birşey yaptıklarını anlarlar. Şu durumdayken biz istediğimiz kadar bağırıp çağıralım, istediğimiz “tersi” yapalım, arkamızı dönüp “küsüp” giderken adamlar bir taraflarıyla gülüyorlar. Biliyorlar ki kısa bir süre sonra tekrar kapılarında yatıp, abi bizi içeri alın diye yalvaracağız. Bu yalvarma da belki 10, belki 20 sene sürecek. Onlar ne kadar isterse.
Biz ne yapacağız bu arada, tabi ki “damarlarımızdaki asil kanla” oturup bekleyeceğiz.

Biz, Atatürk’ün ne kadar erken öldüğüne üzülmekten vazgeçtiğimiz gün, bir yerimizi kaldırıp birşeyler yapmaya başlayacağız. Onun, bu milletten çıkan son kahraman olduğunu ve artık bu milletten başka bir kahraman çıkmayacağını, bunu beklemenin hayal olduğunu kavradığımız gün, kendimize geleceğiz. Atatürk’ün, o zamandaki dengelerle, o zamanki imkanlarla, o tarihteki vizyonuyla elinden geleni hatta daha da fazlasını yaptığı bir gerçek. Neden şu anda daha da iyi şeyler yapmayalım? Neden o adımların üzerine biz de birkaç adım atmayalım, bir insan bunları yapabildiyse, biz bir sürü insan neden daha fazlasını üretmeyelim?. Bu kadar mı özdeğerlerimizi, özsaygımızı kaybettik, bu kadar mı yerlerde sürünüyoruz?

Ben ne herhangi bir “izm” tarftarıyım, ne kahramanım, ne bir ideolojim var. Ben kendimin varlığına inanan ve güvenen bir insanım. Yanımda, arkamda, sağımda, solumda herhangi biri, bir kuruluş, bir destek yok. Zaten olmasını da istemiyorum. Sadece ve sadece insanın gücünü önemseyen ve insanların daima iyi yaşaması gerektiğine inanan bir kişiyim.
Yani Atatürk gibi sadece bir İNSAN’ım.

2 Comments:

  • At 10/5/08 19:42, Blogger Nihat Akkaraca said…

    Yıllardır duymak için beklediğim bir fikir bu. Yıllardır bi yerlerde görüp okumak istediğim bir yazı bu. Eline,kalemine sağlık arkadaş...

     
  • At 12/5/08 23:02, Blogger irfan said…

    Teşekkürler Nihat Bey. Datça'yı ve yazılarınızı severek izliyorum. Sevgi ve saygılar.

     

Yorum Gönder

<< Home