Başkasının hayatını yaşama; terkedemezsin, terkedilirsen de tüm hayatını kaybedersin.

Dünyada birbirine aynen benzeyen iki mandalina bulamazsınız. Tıpkı biz insanlar gibi. Evren o kadar çeşitli ki, binlerce çeşit canlıdan birbirinin aynısı olan iki tane bulamıyoruz. İkizler bile farklı. Ben de o mandalinalardan biriyim. Siz de mi? O halde yazın. Kendinizi bir mandalina olarak düşünün ve o şekilde yazın. Neler üretebileceğinize şaşıracaksınız. Sonra da bir insan olarak ne kadar güçlü olduğunuzu anlayacaksınız...

16.8.06

9000 yıllık ayak izleri - Çatalhöyük


Höyük: Kültürlerin birbiri üstüne kurulduğu katmanlı tepe kent.

Çatalhöyük: Konya – Çumra’ya 11 km uzaklıkta 9000 yıl öncesine kadar uzanan bir tepe kent. Anadolu’da bu kadar eski bir benzeri yok. İlk olarak 1950li yıllarda James Mellart tarafından bulunuyor ve 1963 yılında kazılmaya başlanıyor. 1965’te ara verilen kazılara 1993 yılında tekrar başlanıyor. Kazılar şu anda Cambridge Üniversitesi Arkeoloji profesörü Ian Hodder başkanlığında devam etmekte. Uluslararası arkeoloji çevrelerinin de ilgiyle izlediği kazıya dair bilgi ve gelişmeler Çatalhöyük web sitesinden takip edilebiliyor:
www.catalhoyuk.com

Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’ndeki Topraktan Sonsuzluğa Çatalhöyük sergisi İstanbulluları 9000 yıllık tarihleri ile buluşturuyor. Sergide, kazılarda bulunan eserler ve tarihi evlerin canlandırmaları yer alıyor.

Evler: Çatalhöyük evlerinin özelliği kapı ve pencerelerinin olmayışı. Evlerin ortak duvarı olmadığı halde öyle bitişikler ki aralarında sokak da yok. Evlere damlarındaki bir delikten merdivenle giriliyor. Damdaki giriş aynı zamanda ev içindeki ocağın bacası görevi görüyor. Ev içi; temiz ve kirli alan olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor.

Temiz alan: Yenip içilen; yatılıp kalkılan ve çok temiz tutulan bu bölüm aynı zamanda evin atalarının altına gömüldüğü yer.

Kirli alan: Ev işlerinin yapıldığı işlik bölümü. Ocak da burada olduğundan sürekli kirlenen bu bölümde sık sık sıva yapılıyor. 200 kat sıvanmış örneklere bile rastlanmış.

Kiler ve silolar: Evlerde ayrı bir bölüm olarak bulunan kilerde, sepetler, toprak kaplar, su kabakları ve deri tulumlar içinde yiyecek depolanmış. Kilden yapılıp sıvanmış silolar da depolama için kullanılmış. Çalışmalar, buğday, arpa, mercimek, bezelye, meşe palamudu, yumrulu bitkiler ve yabani meyveler depolandığını gösteriyor.

Sergide tipik Çatalhöyük evi; ocağı, kileri, siloları,yere serilen hasırları, hasır sepetleri, su kabakları, kil topları ve toprak kapları ile canlandırılmış.

Beslenme ve sağlık: Bulgular; çok çeşitli besinlerin tüketildiği bir beslenme alışkanlığını doğruluyor. Beslenmede tahıl tüketiminin ağır basması ise boy kısalığı ve yavaş gelişime neden olmuş. Yerleşik hayata geçen ve tarım yapmaya başlayan topluluklarda sağlık kalitesinin düştüğü Çatalhöyük insanında da gözleniyor. Anemi, akdeniz anemisi, artrit, osteoartrit, mafsal enfeksiyonu gibi hastalıkların izlerine rastlanıyor.

Obsidyen: Özel volkanik koşullarda oluşan bir cam. Kesme işlerinde kullanılmaya uygun, av aletlerinde, ok ve mızrak uçlarında rastlanıyor. Çatalhöyük’te bulunan obsidyenin Kapadokya’dan geldiği tespit edilmiş. Çatalhöyük’te bulunan obsidyen alet uçları sergilenen eserler arasında.

Sepetler: Kireçleşmiş bitki kalıntıları sayesinde, hasır sepetlerin kullanıldığı anlaşılmış. Özellikle bebek gömütlerinde bebeğin içine konduğu hasır sepetler killi toprak nedeniyle daha iyi korunabilmiş. Bitki kalıntılarındaki fosil örnekleri görülebilir.

Duvar resimleri: Çatalhöyük’ün bir önemi de duvar resimerindeki öyküsel anlatım ve bu resimlerin ev içlerinde bulunmasında yatıyor. Benzer diğer yerleşimlerde ortak alanlarda yer alan duvar resimlerine, burada ev içlerinde rastlanmış. Resimler günlük yaşam ile düşsel dünyanın içiçe geçtiği imgelerden oluşuyor. En sık rastlanan imge önceleri Doğuran Tanrıça olarak yorumlansa da, ayı figürü olduğu görüşü ağır basıyor. Bunun yanında leopar figürlerine sıklıkla rastlanıyor. Duvar resimlerinin canlandırmaları da unutulmamış. Hatta James Mellart’ın duvar resimlerini aktardığı orijinal kopyaları da görülebilir.

Mühürler: Kazılarda ortaya çıkan mühürlerde ayı, leopar figürleri ya da bazı motifler yer alıyor. Sergide örnekleri görülebilen bu mühürlerin insan vücudu süslemede veya hayvan derilerini bezeme ve sahibini belirlemede kullanılmış olabileceği tahmin ediliyor.

Mezarlar ve ölüler: Duvar resimlerinde başsız insan vücutlarına akbabaların saldırdığı sahneler bulunmuş. Kazılarda başsız insan iskeletleri; vücutsuz kafataslarına rastlanmış. İncelemeler; öldükten sonra başın vücuttan ayrıldığını gösteriyor. Sıvalı kafatası olarak bilinen bir örnek ve boncuklu bebek iskeleti sergilenen önemli buluntular. Sıvalı kafatası, dizleri bükülmüş erişkin iskeletinin kucağında kolları arasında durur şekilde bulunmuş. Ölüler evlerin temiz alanında yerin altına dizleri bükülü ve başı olmadan sığabilecek büyüklükteki çukurlara gömülürmüş; bir çukura birden fazla kişi de gömülebiliyormuş.

Boncuklu bebek iskeleti ise ölülerin gömülürken yanlarına konan eşyalarla ilgili ipuçları veriyor. Daha çok bebek mezarlarında görülen süs eşyalarının ölenin kişisel eşyaları ya da kendisine verilen armağanlar olduğu sanılıyor. Ancak mezarda bulunan eşyalar bir sınıf ya da statü ayrımına işaret etmiyor.

Topraktan Sonsuzluğa Çatalhöyük, Anadolu’da 9000 yıl önce bir şehir düzeninde ve hiç savaşmadan yaşamış Neolitik çağ insanlarının yaşamına ve Anadolu’nun zaengin tarihi geçmişine ışık tutan, görmeye değer bir sergi.

Adres:
İstiklal cad. No:285 Kat:1 Beyoğlu ( Galatasaray’da Yapı Kredi Yayınları yanı )

Tarihler:
26 Mayıs – 20 Ağustos

Açık olduğu saatler:
Hafta içi 10:00 – 19:00
Cumartesi 10:00 – 18:00
Pazar 13:00 – 18:00


8.8.06

ATLI KÖŞKTE RODIN

Sakıp Sabancı Müzesi önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Resmin büyük ustası Picasso’dan sonra heykelin büyük ustası Rodin, Sakıp Sabancı Müzesi’nde.


Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki Rodin sergisi sadece heykellerinin değil; sanatının ve yaşamının farklı öğelerinin bir derlemesi.

Sanatçının kronolojik öyküsü; sanatını oluşturan unsurlar üzerine bilgilendirici özet metinler; sanat, çalışmak, heykel, desen, portre üzerine sözleri; desenleri; antik sanat koleksiyonundan parçalar; mektupları, sergiyi zenginleştiriyor ve heykel ustasını biraz olsun tanımanın, anlamanın kapılarını açıyor.

Sergideki desenler önemli, çünkü Rodin çizimi çok önemsiyor. Desen olmadan heykelin olamayacağı görüşünde. Sanata olan yeteneği 8 yaşında gittiği Katolik okulunda yaptığı çizimlerle kendini gösterir. Daha sonra gittiği özel çizim okulunda hem desenini geliştirir, hem heykeli keşfeder. Üç kez başvurduğu Güzel Sanatlar Okuluna kabul edilmeyince, alçı süsleme atölyelerinde çalışarak hayatını kazanırken bir yandan heykele devam eder. Sanat hayatı boyunca desen çizmeyi sürdürür.

Sanatının ilk yıllarında yoksulluk içinde, soğuk atölyelerde ve evlerde çalışır. Çok çalışan, çok üreten, dinlenmek nedir bilmeyen bir sanatçı. Çalışmayı öyle yüceltir ki, dinlenmekte hüzün vardır ona göre, dinlenmek bir şeyin bitmesidir.

Döneminde yapıtlarının değeri hemen anlaşılmaz. ‘Belli bir çalışma yöntemim yoktur. Tek kılavuzum kendi keyfimdir.’ der. Sanatın belli bir hazla yapılmasına, çaba gerektirdiğine ancak zorlama ile olmayacağına inanır. Rodin, sevilerek yapılan bir işin ve çok çalışmanın gelebileceği noktayı göstermek adına muazzam bir örnek. Eserlerini inceleyip öğrendiği heykelin en büyük ustası Michelangelo ile birlikte anılır ismi heykel denince. Çağının ötesindedir, bütün büyük ve geç anlaşılan sanatçılar gibi. Yapmaya çalıştıkları alaya alınır, kalıptan heykel yapmakla bile suçlanır.

İlk yapıtları arasında en önemlisi sayılan; soğuktan parçalanıp başının arkası düşmüş ‘Kırık Burunlu Adam’ heykelini mask haliyle Fransız Sanatçılar Yıllık Sergisi’ne önerir; ancak kabul edilmez. Dönemin heykel anlayışı tam bir bitmişlik ve kusursuzluk beklemektedir. Rodin ise sanatının izlediği yol göstereceği gibi ‘parça’yı kendisi için bir mesele yapmıştır. Bunda büyük hayranlık duyduğu ve incelediği Antik dönem heykellerinin de payı vardır. Sanatının köklerini Antik heykellerden alır ve parçalanmışlık olgusu üzerinde durur. Heykeller yapar, onları parçalar; farklı parçaları yeni kompozisyonlar için birleştirir. Çok ürettiği için atölyesi parçalarla doludur. Üretkenliği ve parçaya verdiği önem insan bedenini anatomik olarak çok iyi kavramasını sağlar; öyle ki atölyesindeki onlarca, el, kol, bacak parçasını daha sonra istediği bir kompozisyon için biraraya getirebilir.

Parçalanmışlık, sanatta soyutlama açısından da önem taşır. Heykelin nereye kadar sadeleştirilebileceği, neyin heykel olup neyin olmadığı konusunda bir arayıştır. Modern sanatın öncüsüdür bu anlamda.

İnsan bedenini kavrama çalışmaları onu gerçek insan boyutlarında bir heykel yapmaya iter. ‘Tunç Çağı’ o kadar gerçek, canlı ve inceliklidir ki; gerçek modelden kalıp almakla itham edilir.

Tanınmaya başladıktan sonra aldığı kapı siparişi ise; heykel yaşamının bir öyküsüne dönüşür. Dante’nin İlahi Komedya’sında Cehennem bölümünden esinlenerek tasarladığı ‘Cehennem Kapısı’nı hiçbir zaman tam olarak bitiremez; ancak kapı için yaptığı parçalardan Düşünen Adam, Öpüşme, Adem, Havva, Ugolino ve Oğulları gibi ünlü heykelleri ortaya çıkar.


Cehennem Kapısı siparişinden sonra ünü artar ve başka siparişler almaya başlar. Calais Belediyesi’nin şehrin kahramanlarının anıtı olarak sipariş ettiği ‘Calais Burjuvaları’ alışılageldik kahramanlık ve anıtsallıktan uzak olmakla eleştirilir. Victor Hugo, Nancy’li ünlü ressam Claude Lorraine için yaptırılan ‘Le Lorraine’ ve Balzac anıtları gelir ardından. Balzac anıtı modern çağın habercisi gibidir. Siparişi veren Edebiyatçılar Derneği’nin bitmemiş olduğu gerekçesiyle kabul etmediği heykel için Rodin ‘bütün yaşamımın bileşkesi, yaşamımın temel öğesi’ der. Ve zaman Rodin’i haklı çıkarır. Balzac anıtının 20. yy heykelinin öncülerinden olduğu kabul edilir.

Yaşamı boyunca ünlü ünsüz pek çok kişinin büstünü yapar. İnsan yüzü bir tutkudur onun için. ‘Bir insanın ruhunu okumak için yüzüne bakmak yeterlidir’ ve ‘iyi bir portre bir yaşam öyküsüyle eşdeğerdir’. Daha çok erkek büstleri yapsa da, özellikle hayat arkadaşı, aldattığı ancak hayatının sonuna dek terkedemediği sevgilisi Rose Beurret ve 12 yıllık tutkulu bir ilişki yaşadığı heykeltraş Camille Claudel portrelerine yansıyan kadın yüzleri olur.
Camille Claudel, Rodin'in önce öğrencisi, sonra modeli, ilham kaynağı ve sevgilisi olmuştur. Aynı zamanda da rakibi. En az kendisi kadar yetenekli bu kadından Rodin çok etkilenir. Cehennem Kapısı adlı eserinde Camille Claudel'in yoğun etkisi ve yardımları olduğu, başarısının büyük bir kısmını Camille'e borçlu olduğu söylenir. Camille Claudel ise her anlamda ayrı bir yazının konusu olmayı hakediyor.


Linkler:

http://www.musee-rodin.fr/

http://www.camilleclaudel.asso.fr/

Kitap:

Auguste Rodin / Rainer Maria Rilke - Cem Yayınevi

Camille Claudel - Bir KAdın / Anne Delbee - Everest Yayınları