Başkasının hayatını yaşama; terkedemezsin, terkedilirsen de tüm hayatını kaybedersin.

Dünyada birbirine aynen benzeyen iki mandalina bulamazsınız. Tıpkı biz insanlar gibi. Evren o kadar çeşitli ki, binlerce çeşit canlıdan birbirinin aynısı olan iki tane bulamıyoruz. İkizler bile farklı. Ben de o mandalinalardan biriyim. Siz de mi? O halde yazın. Kendinizi bir mandalina olarak düşünün ve o şekilde yazın. Neler üretebileceğinize şaşıracaksınız. Sonra da bir insan olarak ne kadar güçlü olduğunuzu anlayacaksınız...

21.3.06

Üç film bir kitap

Bu hafta sonu sinemalarda 3 film seyrettim. Biri heyecanla beklediğim ‘ What the bleep do we know? / Ne Biliyoruz ki?’
!f İstanbul’daki gösterimi kaçırmıştım; şimdi ise sadece Maçka G-Mall’da oynuyor; gösterime girdiği gün gittim koşa koşa.

Keyifli, eğlenceli bir ‘gündelik gerçekliğimizdeki her şeyi sorgulama’ seansı oldu. Film; teorik fizikçi; nöroloji uzmanı; anestezist; psikaytrist, kuantum fizikçi, ilahiyat uzmanı vb bilim insanlarının, kuantum teorisi; gerçeklik; beynimiz ve hormonlarımızın işleyişi; duygular ile hipotalamusun salgıladığı kimyasallar ve nöronların ilişkisi gibi konularda dile getirdikleri görüşleri eşliğinde, kendisini aldatan eşinden boşanmış ve depresyonunu ilaçlarla geçirmeye çalışan fotoğrafçı Amanda’nın dönüşüm hikayesini anlatıyor. Film pek çok yönden ‘ilham verici ve düşündürücü’. Müzikler ve animasyonlarla eğlenceli hale getirilmiş.
Ana fikir; new age söylemle ‘ kendi gerçekliğimizi kendimiz yaratırız.’ Bu savla birlikte gerçeklik ve kendimiz hakkında edindiğimiz bazı bilgileri değerlendirme ve yararımıza kullanma şansı doğuyor:
* bildiğimiz gerçekliğin olası tek gerçeklik olmadığı; kuantum fiziğinin aslında olasılıklar fiziği olduğu ve mevcut gerçeklikten başka gerçeklikler olasılığı bulunduğu;
* beynimizin gerçekten gördüğü ya da hatırladığı ( zihinde canlandırdığı) şeyleri ayırt edemediği; yani aslında hatırladığı şeyi de gördüğünü sandığı; burada bir soru ortaya atılıyor: gören gözümüz mü beynimiz mi?
* belli bir duyguyu çok sık yaşamanın aslında bir duygu bağımlılığı olduğu; bununsa hipotalamusun o duyguya karşılık salgıladığı kimyasallara hücrelerimizin bağımlılık kazanması sonucu geliştiği; yeni duyguları ( duygular da düşüncelerden kaynaklandığına göre yeni düşünceleri) seçerek yeni duyguya karşılık gelen kimyasallara alışabileceğimizi
* ve suyun mesajı!!; sözcüklerin suya olan etkisi ve bedenimiz de büyük oranda su içerdiğinden aynı etkinin bedenimiz üzerinde de geçerli olabileceği fikri ( bu kitap Kuraldışı’ndan da çıkmıştı)
* kendimize ve bedenimize göstereceğimiz sevgi ve özenle mutluluğu ve sağlığı hayatımıza çekebileceğimiz; seçeceğimiz yeni düşüncelerle daha mutlu olabileceğimiz ve işte böylece kendimiz için yeni bir gerçeklik yaratabileceğimiz sonucuna ulaşıyoruz.
* Ve sadece mevcut gerçekliği yaşıyor olmamız tek becerebildiğimiz bu olduğundan değil; bunu seçtiğimizden. Başka bir seçim yaparak başka bir gerçekliği deneyimlemeye de muktedir varlıklarız.

Bütün bunlar gayet güzel aslında…

Bu arada filmin; ‘Ramtha’ adında, 35,000 yıl önce yaşamış bir savaşçı olan ‘ermiş’ varlığa medyumluk yaptığını söyleyen ve dünya çapında müritleri olan JZ Knight adlı bir Amerikalı kadının kurduğu okulun ( RSE – Ramtha Shool of enlightenment dı galiba) desteklediği bir film olduğunu da öğrenmiş bulunuyorum. Ramtha hakkında Internet’ten okuduklarım da, yeni bir sahte peygamberin insanların arayışları üzerinden zengin olma hikayesi gibi duruyor. Filmi yapanlar Ramtha’nın müritleri ve filmde görüş belirten bilim insanlarından bazıları da Ramtha okulunda hocalık yapıyormuş. Filmde JZ Knight’la da konuşulmuş.
Bir-iki bilim insanı ise; filmde görüşlerinin çarpıtıldığı, farklı bir bağlamda kullanılmış olduğu yönünde açıklama yapmışlar daha sonra. Söylediklerinin sadece bir kısmı alıntılanmış filmde, dediklerine göre.
Filmin sonunda ise; görüş veren bilim insanlarının filmin tamamının ileri sürdüğü görüşlere ve birbirlerinin fikrilerine de katıldığı anlamına gelmediği yönünde bir uyarı vardı zaten.

Objektif değerlendirmek adına bu bilgileri de dikkate almakta fayda var. Genel olarak ben ilham verici ve aydınlatıcı buldum. Yine de bu ‘ kendi gerçekliğimizden biz sorumluyuz‘ söylemini biraz tehlikeli buluyorum: Başkalarının içinde bulundukları durumları ‘ kendileri yaratmışlar, kimse bir şey yapamaz’ şeklinde bir duyarsızlıkla değerlendirmeye itebilecek bir söyleme de dönüşebilir. Acaba tüm çekiciliğine rağmen bu söylemler de kapitalist düzenin bir oyunu mu diye düşündürüyor. Burada seyrettiğim ikinci filme geçeyim: Syriana. CIA ve ABD’nin Ortadoğu politikaları; büyük petrol şirketlerinin Ortadoğu üzerindeki oyunları; Arap toplumlarının iki yüzü – kendi rahatı için Amerika’nın ve büyük şirketlerin oyuncağı olmayı seçenler ve kurtuluş için tek çareyi intihar komandosu olmakta bulanlar üzerinden anlatılan ve buzdağının bir parçasını buz gibi yüzümüze çarpan bir film. Film hakkında fazla detaya girmeyeceğim; oldukça başarılı bir yapım; cesur ve önemli sorular ortaya atan bir film. Rahatlıkla izlemenizi öneririm.

Üçüncü film ise bir Türk filmi, ‘ Korkuyorum Anne’. Aslında 2 senelik bir film ve yurtdışında da gösterilmiş; festivallere katılmış. Memlekette ancak yeni gösterime girme şansı bulmuş; onu da orijinal adı olan ‘İnsan Nedir ki?’ yeterince etkileyici olmadığından ‘ Korkuyorum Anne ‘ olarak değiştirilerek yapmış. Yönetmen ‘Reha Erdem’.
Film insanın korkularını, anne – babasından kurtulma/ özgürleşme arzusunu; anne – baba korkusunu; bununla başetme yollarını komşuluk ilişkisi içindeki bir grup insanın başından geçenler etrafında anlatıyor. Filmin oldukça farklı bir dili var; sadece bir takım olaylar değil sinema perdesinden yansıyanlar; yer yer dipnotlar gibi bir takım bilgiler / görüşler / fikirler giriyor araya, filmin kahramanları dışında kişiler ve görüntüler ile birlikte. Gündelik hayatlarımızın sıradan gibi görünse de temelinde yatan unsurları diyebileceğimiz konuları işliyor. Korkular dedik zaten; hastalıklar, aşklar, umutlar, ailelerimiz, komşularımız; arkadaşlarımız, vücudumuz; görünüşümüz; boyumuz posumuz; kilolarımız, belimiz; sırtımız; askerlik; okul; iş; doğum; yalanlarımız; hayallerimiz; böyle gidiyor . Çok çok hoş; keyifli; sıcacık ve ilgiyi hiç düşürmeden üst seviyede tutabilen, bir de muhteşem müzikleri olan bir film. Şiddetle tavsiye ediyorum. Film için link: http://www.korkuyorumanne.com

Vakit bulup da gideceklere iyi seyirler diyorum şimdiden.

Ve bir kitap: ‘Merhaba Tembellik / Corinne Maier ‘ . Büyük Şirketlerin iç yüzünü komik ve sivri bir dille anlatıyor; yeni başladım daha nelerle karşılaşacağımı bilmiyorum. Şu ana kadar; şirkette fazla çalışmadan da idare edebileceğiniz; aslında mümkünse şirketlerde hiç çalışmamayı öneren; şirketlerde genelde bir sonuç alınamayan, yararsız bir sürü iş yapıldığı; anlaşılmaz bir dil kullanıldığı ve havalı laflar edildiği gibi görüşlerini okudum. Bu havalı laflar kısmı epey eğlenceli :
Başlatmak yerine ‘ start vermek’; bitirmek yerine finalize etmek ve benzeri, şimdi aklıma gelmeyen ama hakikaten kullandığımız bazı laflar var. İnsan kendine gülüyor. Mevcut durumda yarı zamanlı olarak çalışan yazarın kitabı müdürlerini rahatsız etmiş ve ifadesi istenmiş – bunu da belirtelim…