Başkasının hayatını yaşama; terkedemezsin, terkedilirsen de tüm hayatını kaybedersin.

Dünyada birbirine aynen benzeyen iki mandalina bulamazsınız. Tıpkı biz insanlar gibi. Evren o kadar çeşitli ki, binlerce çeşit canlıdan birbirinin aynısı olan iki tane bulamıyoruz. İkizler bile farklı. Ben de o mandalinalardan biriyim. Siz de mi? O halde yazın. Kendinizi bir mandalina olarak düşünün ve o şekilde yazın. Neler üretebileceğinize şaşıracaksınız. Sonra da bir insan olarak ne kadar güçlü olduğunuzu anlayacaksınız...

20.1.06

İşler beklediğimiz gibi gitmediğinde...

Hafta sonu çizmelerimi ayakkabı tamircisine bıraktım; topuklarını değiştirmesi için - araba kullanırken gaza - frene basa basa kırmışım sağ tekin topuğunu. Aynı gün uğradım bitirmiş midir diye; Pazartesi versem daha iyi dedi, aceleye gelmesin. iyi dedim.

Pazartesi iş çıkışı servisle eve geldim, bir yandan düşünüyorum çizmeleri almaya gitsem mi; üşeniyorum; hava soğuk. Yolumun üstü olmadığından evden arabanın anahtarlarını alıp öyle gitmem gerekiyor. Eve girince de insanın tekrar çıkası gelmiyor. Neyse; hemen üstümü değişip çıktım; fazla düşünürsem vazgeçerim; gidip halledeyim diye. Gittim, bu sefer de sevgili tamircim yarın alacaksın, makine bozuldu, yapamadım dedi.

Hay Allah dedim içimden, evden hiç çıkmasaymışım olurmuş. Arabaya binip geri döndüm. Eve yaklaşırken çok sevdiğim ama adını ve kimin söylediğini bilmediğim bir parça başladı. Yakın zamanda birkaç kez melodisini hatırlamaya çalışmış, denk gelse de dinlesem istemiştim. Adını ve söyleyen grubu nasıl öğrenirim diye de merak ediyordum. Tam otoparka arabayı park ederken şarkı bitti ve şarkının adı ‘Serenade’ ile söyleyen grup ‘ Steve Miller Band’ anons edildi. Çizmeleri alamadım ama çizmeleri almak için çıkmasaydım bu şarkıyı dinleyemeyecek ve bu bilgileri edinmiş olmayacaktım.

Ve şunu sordum kendime: Bu bir işaret mi? Hayatta olmasını istediğim fakat olmayan ya da istediğim zamanda olmayan şeyler için referans alabileceğim bir bakış açısı olabilir mi? Belki… HAyat bazen beklediklerimizi sunmuyor; ya da bizim beklediğimiz zamanda sunmuyor ama değerini bilebilirsek ya bizi hoşnut edecek başka bir şeyle geliyor ya da yeterince beklersek isteklerimiz de gerçekleşiyor.

Bu küçük, gündelik olaylar bana bunları düşündürdü. Aşağıda şarkının sözlerini de ekleyeyim; çünkü şarkının sözleri de çok güzel - basit ama anlamlı. Yaşamın, dünyanın, doğanın sunduğu güzelliklere bir serenat:

did you see the lights
as they fell all around you
did you hear the music
serenade from the stars

wake up wake up
wake up and look around you
we're lost in space
and the time is our own

did you feel the wind
as it blew all around you
did you feel the love
that was in the air

the sun comes up
and it shines all around you
you're lost in space
and the earth is your own

16.1.06

Kişisel gelişim mi, gelişimi kişiselleştirmek mi?

Adamın biri, daha MS. 50'li yıllarda, bugün Stephen Covey (en ünlüsü o) ve diğerlerinin yazdığı bilgileri yazmış. Kim mi, Epiktetos.
Bu şahsiyet şunları söyler:
- İnsanları üzen eşya(insan) veya olaylar değildir, onlar hakkında sahip oldukları düşüncelerdir.
- Sen kendini bildiğin sürece başkalarının seni incitmesi mümkün değildir.
- ...

İşte böyle, tanıdık geldi değil mi? Bu, yazılı belgelerin saklanma süresi içinde elimize ulaşmış olan bilgiler. Aslında bundan onbinlerce yıl önce de insanlar bu bilgilere sahipti, hem de daha fazlasına, hem de tüm insanlar. Ama o zamandan bugüne gelebilmiş yazılı bilgiler yok. Ne mi oldu? İnsanlar gittikçe gömüldükleri karanlık çağlarda ve yobazlık uçurumunda tüm bu bilgileri yok ettiler. Haçlı seferleri doğu bilgeliğini yok etti, girişimci ve kaşiflerin kellelerini uçurdu; Müslüman fetihleri "gavur" belgelerini yok etti, İskenderiye kütüphanesini yaktı; İbraniler on-emir tabletlerine bile sahip çıkamadılar, peygamberleri Musa bile ölürken kendi ırkını lanetledi...

İşte insanlığın tarihi, çok iç açıcı değil mi. Dinlerden önceki tüm eski ve kadim bilgiler yok oldu gitti. Dinler de hala tartışılıyor ve dünyada hala din savaşları oluyor. Ve bugün bile insanlık dünyaya geliş nedenini arıyor. Dinlerin öğrettiği sabit, değişmez ve "sorgulanamaz" kurallar için de mi bulacak? Hiç değilse başlangıç için bu da yeterli, ama öncelikle "sorgulamasını" öğrenmeli. Eğer soru sormaya cesaret edemezse, zaten küçücük bir kısmını kullandığı beynini birazcık çalıştırmazsa, içinde bulunduğu evreni değil, sadece kendini anlamaya çalışmazsa, yine birşeyler öğrenemeyecek.

Bazı insanlar da, MS 50'li yollardan bu güne kadar olduğu gibi, belki daha kaç yüzyıl aynı şeyleri ve bilgileri tekrar tekrar gelecek kuşaklara aktarmaya ve anlatmaya çalışacak. Her nesil de (bizim olduğumuz gibi) bu öğretileri ilk defa duyuyormuş, bu bilgileri yeni öğreniyormuş gibi şaşıracak. Oysa bin kuşak önceki dedelerimiz bunların hepsini hatta daha da fazlasını biliyorlardı ve o insanlar bu bilgileri çocuklarına torunlarına aktarıyorlardı. Böylece aynı bilgelik devam ediyordu.

Bu bilgilere şaşırmayan bir nesil geldiğinde, bu bilgeliğe sahip insanlar dünyayı doldurduğunda, işte o zaman "kıyamet" olacak. Yani din kitaplarında dediği gibi "tüm ölüler uyanacak". Evet doğru, ama tasvir edildiği gibi kimse mezardan çıkmayacak, sadece içimizdeki bilgeliği ve ışığı görüp "uyanmış" olacağız. Çünkü şu anda tüm insanların gözleri kapalı, yani hepimiz "ölü"yüz...
.
.
Stephen Covey'i zaten duymuş ve hatta okumuş olabilirsiniz.
Bir de isterseniz Epiktetos'u okuyun. Düşünceler ve Sohbetler...
.